HAYATIN OLAĞAN AKIŞI…
Hayatın olağan akışı içerisinde bir takım problemler elbette olacak… Dertler olacak, eleştiri olacak biri bir gün çıkıp belki verdiğin mücadeleyi akamete uğratmak isteyecek. Ya da yapıcı olmayan tarafı ile yıkıcı eleştiriye ev sahipliği yapacak. Kıyıdan köşeden ufak, tenezzül edilemeyecek kadar hasetlik merciinde bulunulacak belki de. Gayet normal karşılanması gerektiği kanaatindeyim. Hayatın ya da yaşamın kendi içerisinde sırrı ile mukabil kendine ait bir kişisel gelişim kitabının olduğunu bu anlamda unutmamak gerekir.
Bu kısmı bir atasözü ile taçlandıracak olsak şu sözü söyleyebilirim; “Elin attığı taş uzak gider.” Yani kimin neyi ne şekilde hangi beyin yapısı ile söylediği ve ruh halinin insani olmayan yönünü kullanıp ifade ettiğini bu anlamda iyi tartmak gerekir. Çünkü insanın kendi içinde anlam ve algı eşiği sonuçta geçmiş yaşantılarından mücadelesinden ve kimin için ne yaptığı ile alakalıdır. Şayet bunların hiçbiri yoksa sadece boş vermişliğin, umursamamazlığın çukurunda boğulmaktan başka bir şeyle de karşılaşmazsınız. Bu anlamda umursamadığınız her bir alan gelecekte ciddi bir bedel ödetecektir. Yaşamı inşa edenler kısmında yer alanlar, mücadele etmenin keyfini bilirler. Dikkati nazarı yanına yoldaş edenler ile meşguliyetin değerini bilenlerden çıkmıştır, insanlığa katkı sağlayanlar.
Tabi bu bir teslimiyet olarak da anlaşılmasın. Kesinlikle hayır… Burada uysal koyun mantığında olanların kıblesi olmaz bu anlamda. Hayatın olağan akışı içerisinde kültürel çöplük alanın da yirmi saniyelik süreçler de yaşanmış bir yaşamın sonuçları ile yaşamaya devam ederler. Ve bu süreçte ciddi bir beklenti oluşturmayın. Tam tersi istikamette yer almak gerekir, mücadele etmek ve yaşamı inşa etme derdinle olanlarla yol aldığınız da ruhsal ve beyinsel farkı görürsünüz. Çünkü bir tarafta ufku gösteren bir mantık ileriye taşıyacak vizyoner projelere ev sahipliği yapacaktır. En iyi kişisel gelişim kitabı ise; şayet not tutmayı biliyorsanız; not tutmanın kıymetine dair bir öngörünüz varsa özne tamamen sizsiniz.
Konuya devam edecek olur isek; çok tavsiye vermeyi sevenlerden biri olmadığımı tanıyanlar iyi bilir. Tavsiyelere bu anlamda çokta kulak astığım söylenemez. Tabi burada ayrım noktası tavsiyenin kimden geldiği ile alakalıdır. Gaflet çukurunda, feraset ve basiretten yoksun olanların tavsiyesi sizi çok ileriye götürmeyecektir. Ayrım alanını nirengi noktası olarak kabul etmek zorundayız. Çünkü iyinin daima daha iyisi, daha iyinin ise her vakitte daha daha iyisi olmuştur. Ve burada siz neye talipsiniz. Talip olduğunuz mevzu sizin kalitenizi ve gelecek öngörünüzü oluşturacaktır.
Ve bazen burada çöllerle karşılaşılacak olduğunu bilmek gerekir. Gökyüzünün her vakitte bulutsuz olmasını beklemek gafletten başka bir şey değildir. Elbet yağmur yağacak, hafif bir zemheri olacak… Sofrada tatlının yanı sıra bazen de acı olacak; fakat her şeye rağmen kalkın ve yaşamı inşa edin. Miskinlerin ilerleyecekleri çok fazla insanlık adına bir mevzuları yoktur. Fakat burası insana hoş gelebilir. Sebebi de büyük ihtimalle; kimin size sahip çıktığı ile alakalıdır. Çünkü meşrep belki aynı olabilir. Ya da boşluğun sahiplenicisinin çok olmasından kaynaklı da olabilir. Fakat mevzumuz ve gündemimiz hiçbir vakit bu olmamalıdır. Ve bu anlamda kendi mevzunuza odaklanmakta fayda vardır. Çöldeki sıcaktan şikâyet edecek değiliz. Çöl denilince çölün mevzusu da farklıdır. Konuyu bu kısımla bitirelim isterseniz.
Çöl en uç nokta da olan bir durumdur. İnsan mekân bağlamının en zirve alanıdır burası… Geçiş alanına sahip değildir. Zorluk orada ve kolaylıkta yanı başındadır. Sultan olmanın zorlukları ile bir kuyunun dibinde kendini bulma imtihanının varlık bulduğu alandır belki çöller… Buradaki çöl coğrafyanın netice ile akıbet alanında ki imtihanıdır. Ve bu bir nöbet halidir. İnsan dünya da var olan nöbet halinin günlük netice ile akıbeti arasında bir bilinmezlik durumunun tam merkezinde yer edinmeye devam edecek gibi durmakta… Ve vaktin sınırları içerisinde gündelik yaşam mücadelesinin haklı gururunu yaşamaya devam edecektir. Sağlıcakla kalın…


