KENDİMİZİ TANIMANIN ÖNEMİ
Bugüne kadar kainatın yaratılışı ve insanın yaratılışı üzerinde durduk ve anlamaya çalıştık. Bundan sonraki yazılarımızda bir müddet insanın hem ilk doğduğu anda hem de sonrasında, ailenin ve çevrenin etkisiyle ortaya çıkan davranış açısından özelliklerini ele almaya ve anlamaya çalışacağız inşallah.
İnsan, tanınmaya muhtaç bir varlıktır. Lakin sınırları keskin bir şekilde çizilebilecek tek düze bir varlık da değildir. Allah, her insanı madden ve manen farklı yaratmıştır. Esas olan, buna inanıp, bunu aciz bir tavırla anlamaya çalışmaktır.
İlk yaratıldığımız andan bu yana insan, kendini fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik açıdan tanımaya çalışmıştır. Son yüzyılda, ilimler açısından bu tanıma ve anlamlandırma eylemi devam etmekle birlikte özellikle psikolojik açıdan insanı tanıma isteği ve iştiyakı artmıştır. Psikolojik ve ruhsal açıdan insanın öncelikle kendisini ve daha sonra çevresindekilerini tanımasının insanı geliştirdiğini ve bu gelişmenin davranışlarına olumlu yansıdığını düşünüyorum. Kendisini ve davranışlarını tanımaya çalışan ve bunun için çabalayan kişinin ise hayat sevincinin ve olaylara karşı farkındalığının daha üst seviyede olacağına inanıyorum.
Her insanın ilk doğduğu andaki hâli özgündür. Parmak izinin herkeste farklı olması gibi. Bu kesindir. Bu özgünlük, tarihi süreçte farklı ilimlerle anlaşılmaya çalışılmıştır. Mesela Astroloji ilminde burçlar, bu gaye ile ortaya çıkmıştır. Bu düşünce, insanın doğduğu yıl, ay, gün ve saatin kendisi üzerinde etkili olduğunu savunmuş ve insanı temel yapıtaşı olarak bilinen ateş, su, toprak, ve hava dörtlüsüne göre gruplandırmıştır. Birçok ilim açısından ve özellikle Tıp alanı açısından büyük bir çığır açan İbn-i Sina ise insanı 4 temel mizaca (Demevî (Sıcak-Nemli/Hava), Balgamî (Soğuk-Nemli/Su), Safravî (Sıcak-Kuru/Ateş) ve Sevdavî (Soğuk-Kuru/Toprak) göre tanımaya çalışmıştır.
Yine bu konuyu ele alışımıza vesile olan ve insanı daha iyi tanıma düşüncesiyle 20. Yüzyılda ortaya çıkmış, aynı zamanda kökeni kadim Sufî geleneğe de dayanan Enneagram ilmi de insanı daha iyi tanımak için öğrenmeye, anlamaya ve araştırmaya değen bir ilimdir. Son dönemde Türkiye’de bu ilmin öncülerinden biri olan İsmail Acarkan’ın sade ve anlaşılır bir üslupla yazdığı birçok eser, kanımca bu alandaki büyük bir boşluğu doldurmuştur. Çok farklı meslek gruplarına mensup olan kişiler, bu eserlerden istifade etmiştir.
Enneagram, insanı yaratılıştan gelen, geleneksel adıyla mizaç (huy, tabiat), ilmin kendi tabiriyle, tip ismiyle insanı 9 tip şeklinde gruplandırmış ve tarihteki diğer tanıma çabaları gibi insanı daha iyi tanımaya ve anlamaya çalışmıştır.
Bu ilimlerin çok faydalı olduğu aşikardır. Fakat insan, hiçbir kaba sığmayacak kadar muazzam, çok yönlü ve bazen bir hâli diğer halinden farklı olabilecek şekilde yaratılmış bir varlıktır. Bundan dolayı insanı tanımak için ortaya çıkmış bu ilimlerde, genel olarak dikkat edilmesi gereken husus, kişiyi etiketleyip, ona karşı daima önyargı ile hareket etme riskidir. Buna dikkat etmek çok mühimdir.
Rabbimiz, bizleri kendini hakkıyla tanıyan, nefsini terbiye ederek yaşayan ve farkındalığı üst seviyede olan kullarından eylesin. Amin.
HAFIZ DANIŞMANLIĞI VE REHBERLİĞİ
· Hafızlıkta hedef ve yöntem belirleme
· Motivasyon desteği sağlama
· Rehberlik etme ve psikolojik destek olma
İletişim: ibrhmerkam@gmail.com


