babam anlatırdı kıtlık günlerini
nasıl yokluk çektiklerini babam anlatırdı
babam, Atatürk öldüğünde ilkokul birdeymiş
yetim beş küçük çocuk bir yerdeymiş
yokluk her yerdeymiş ama en çok yetimlereymiş
kış ayında açta açıkta kalmışlar
en çok yetimlerin üzerine yağıyormuş kar
küçük yaşta omuzlamış hayatın yükünü
çobanlık yaparak geçirmiş gününü
ayaklarında ayakkabı yokmuş
ama köy yeri diken çalı çokmuş
çocukların elbiseleri olmadığından
fistan dikmişler babaları için gelen kefen bezinden
babasız olunca bakanları da olmamış
o günden sonra yüzleri daha da gülmemiş
yalın ayak olarak gitmiş çobanlığa
gün bitmiş artık kalmış karanlığa
babam anlatırdı kıtlık günlerini
nasıl yokluk çektiklerini babam anlatırdı
bir evde beş küçük çocuk
çocuklar kıvranıyor aç açık
Allah bilir kullarını
muhtar görmüş hallerini
yaratan yağmur indirmiş
çocukları tarlaya göndermiş
kurak geçmişken önceki sene
yağış gelmiş çokça baksana
arpa boy atmış ama daha yeşilmiş
kucak dolusu arpa kesilmiş
başakları ayırmışlar tanesinden
ekmek istemişler annesinden
yeşil arpayı kurutmalı diyerek
sacın altını yakmak gerek
“simsiyah oldu”, derdi babam arpa için
annem ağladı orada için için
değirmende arpayı öğütmüşler
unu ekmek yapıp aralarında dağıtmışlar
simsiyah bir ekmekti belki
çocuklara göre bal kaymaktı sanki
bir çocuk “keşke” dedi
sözünü bambaşka dedi
“olsa da bu ekmekten bolca
yeseydim şöyle iyice”
babam yaşayınca yokluğu böyle
israf etmemiştir suyunu bile
ekmeği Allah’tan hazine bilmiş
şükretmiş nimete o her haliyle
nimete hakkıyla şükretmez olduk
nimeti vereni zikretmez olduk
nankörce yaşayıp rahata düştük
yokluğu düşünüp fikretmez olduk
Osman Utkan
28.12.2020



