KİŞİLİK
Kişilik, kendine özgü, tutarlı ve ayırt edici davranış, düşünce ve duygu kalıplarının bütünüdür. Kişilik, insanın hem doğuştan gelen huyunu içinde barındırır hem de özellikle küçük yaşlarda aile ve çevre etkisiyle yapısal özelliğine etki eden davranışlarını.
İnsan fıtratı doğuştan pak ve temizdir. Fakat Allah, insanı doğuştan hem iyilik hem de kötülük yapabilecek potansiyelde yaratmıştır. Bu hususla ilgili Rabbimiz, Şems Suresi 8. Ayet’te mealen şöyle buyurmuştur: “Ona (insana) kötülüğü ve takvayı (ondan sakınmayı) ilham edene andolsun” Bu yüzden kişi, mizacının sağlıksız yönünü kullanırsa kötü ameller; sağlıklı yönünü kullanırsa iyi ameller ortaya koyar.
Kişiliğin oluşması sürecinde ise fıtrat hadisini de düşünecek olursak insan, ergenlik çağına kadar nasıl bir evde ve toplumda dünyaya gelirse oranın din ve ahlakına bürünür. Ergenlik çağına geldiğinde ise tam olarak sorumluluğu başlar. Artık işlediği bütün ameller, amel defterine yazılır.
Kişiliğin oluşmasında en önemli süreç, hiç şüphesiz çocukluk dönemidir. Bu süreçte ebeveynin sorumluluğu öncelikle yaşantısıyla çocuklarına örnek olmaktır. Hâl dili, her zaman kâl dilinden önce gelir. Biz, ahlaklı bir fert olmaya çalışırsak çocuklara da bu, sirayet edecektir. Efendimiz Aleyhisselam, bu hususla ilgili şöyle buyurmuştur:
“Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.” (Tirmizi, Birr, 33; İbn Hanbel, IV, 77)
Kişiliğin oluşmasında öncelikle sorumlu ailedir. Sonra ise okuldur. Okul, ikinci ailedir. Öğretmen, davranışlarıyla, düşünceleriyle ve aktardığı bilgi ile kişiliğin oluşmasında olumlu veya olumsuz iz bırakacaktır.
Mühim olan diğer bir madde ise arkadaştır. Çocuğun en fazla vakit geçirdiği ortamlardan biri ya okuldaki arkadaş ortamı ya da mahalledeki arkadaş ortamıdır. Bu yüzden ebeveynlerin çocukların kiminle vakit geçirdiklerini bilmeleri gerekir. Arkadaş ve dostluk ile ilgili Peygamberimiz (s.a.v.) mealen şöyle buyurdu: “Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.” (Ebu Davud, Edeb, 19, Tirmizi, Zühd, 45)
Günümüzde kişiliğin oluşumunu ve toplumun ahlakını etkileyen en önemli etmenlerden bir diğeri ise hiç şüphesiz sosyal medyadır. Son dönemde okullarda yaşadığımız elim hadiselere de sebep olan en önemli etmenlerden birisidir dijital dünya. Şer için çalışanlar, çocukları ve gençleri sahipsiz, korunaksız ortamlarda günah ve suç sarmalına çekerek hem aileleri hem de toplumu ifsat etmişlerdir.
Buradan şunu çıkarabiliriz ki yaratılıştan donanımımıza yüklenmiş potansiyel iyi veya kötü yönlerimiz, ailenin ve çevrenin verdiği eğitim ile ortaya çıkmaktadır. Aile ve çevre, kişiliğin oluşmasında arızalı yönlerimizi terbiye etmeyip bir sonraki kuşağa aktardığı takdirde bu nesilden nesle de aktarılmış olacaktır.
İşte nefis terbiyesi yapmamız gereken ve arızalı yönlerimizi törpülememiz gereken noktanın tam da burası olduğunu düşünüyorum. Allah (c.c.) Şems Suresi’nde devam eden ayette mealen şöyle buyurmuştur:
“Nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir.” ( Şems, 9)
Kurtuluşa erebilmenin yolu, tekamül yolculuğunda nefis tezkiyesi ve nefsi günahlardan arındırıp doğduğumuzdaki pak ve temizliğe ulaşabilmektir vesselam. İbrahim Aleyhisselam’ın duasının sırrına mazhar olabilmek temennisiyle...
“Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Arkadan gelecekler içinde iyilikle anılmayı bana nasip eyle!
Beni, naîm cennetine girenlerden eyle!
Babamı da bağışla; kuşkusuz o doğru yoldan sapanlardan oldu.
İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme!” ( Şuara, 83-89 )


