SON DAKİKA
DR. OSMAN UTKAN
KÖŞE YAZISI

NE OLUR BABAM ÖLMESİN!

DR. OSMAN UTKAN30 Nisan 2026 02:08

NE OLUR BABAM ÖLMESİN!

 Şu hayatta ilk önemli korkularımdan birisi annemin ve babamın ölmesi idi. Daha ilkokula başlamamıştım. Çocuk aklımla “Onlara bir şey olursa ben ne yaparım, tek başıma.” diye düşünürdüm. Onlarsız yaşayamayacağımı hesap eder, endişeye kapılırdım.

 Bu korku nedeniyle geceleri uyandığım zaman annemin ve babamın nefes alıp almadığını ya da yaşayıp yaşamadıklarını kontrol ederdim.  Gece lambasının loş ışığında onların göğüslerinin inip kalktığını görünce ve nefes alıp verirken nefes seslerini duyunca derin bir “oh!” çekerdim.

 Babamın ölmesinden daha çok korkardım ama. Her gün sabahları evden çıkıyor ve farklı birçok zorlu işte çalışıyordu. Babam bazı geceler çalıştığı için eve gelmezdi. Bazen de çok geç saatlerde eve gelirdi. O geç geldiği ya da gelmediği gecelerde korku ile beklerdim. Yatakta sessizce dua ederdim. “Allah’ım ne olur babama bir şey olmasın!” gözlerim yorulup da uyuyuncaya kadar öylece beklerdim.

 Babam gecenin geç saatlerinde geldiğinde bazen uyanırdım ve onu görünce içimden çokça şükrederdim. “Babam yaşıyor. Şükürler olsun.” derdim. Onu gördükten sonra gönül huzuru ile derin ve güzel bir uykuya dalardım.

 Babanın ölüm korkusu sonraki yıllarda da devam etti. Babam ilkokul ve ortaokul yıllarında kendi ölümü ile ilgili “Ben altmış üç yaşında öleceğim. Çünkü ben peygamberimizi çok seviyorum. O’nun arkadaşıyım. Peygamberimizin yaşına geldiğimde de öleceğim göreceksiniz.” diye sıklıkla söylerdi.

 Ben ise onun ölmesini gerçekten istemiyordum. O ölmek istediğini söyledikçe ben ise “Hayır Allah’ım ne olur babam ölmesin!” diye dua ederdim. Herhalde şu hayatta en fazla ettiğim dua buydu. Yıllarca sürdü bu dua. Ta ki babam altmış üç yaşını geçinceye kadar böyle dua ettim. Yanılmıyorsam ben de ortaokul son sınıftaydım.

 Babam altmış üç yaşını geçtikten sonraki yıllarda, ölümünü dile getiriyordu ama artık eskisi kadar değildi. Sağlıklıydı ve çalışıyordu. Yetmiş beşli yaşlarında çalışmayı bıraktı. Ondan sonra emeklilik moduna girdi. Seksen beşli yaşlarından sonra “artık yeter” demeye başlamıştı. Seksen dokuz yaşına kadar yaşadı. Son yıllarında dualarında ölmeyi istediğini dile getirirdi. Galiba insan için belli bir yaştan sonra dünyanın kendisi de orada yaşamak da yorucu olmaya başlıyor. Yaşamak yükü, ihtiyarlık yıllarında taşınmaz oluyor gibi.

 Babam altmış üç yaşını geçip göçmeyince, aradan on yıllar sonra kendisine “Baba hani peygamberin arkadaşıydın! Altmış üçünde ölecektin! Farkında mısın her giden gün Peygamber efendimizden uzaklaşıyorsun.” diye şakayla takıldım. O da “benim duam kabul olurdu olmasına ama sen de ‘babam ölmesin’ diye dua etmişsin. Şimdi anlıyorum niye ölmediğimi. Demek ki Allah senin duanı kabul etmiş.”

 Cins dergisinin nisan sayısında kaleme alınan bir hikâyede, ilkokuldan sonra yurtta kalan bir çocuğun her gece hıçkıra hıçkıra “Ya annem ölürse! Ya babam ölürse!” diyerek sesli sesli ağladığı anlatılır. hikayenin kahramanı Oğuz’un bu şekilde ağlaması ile onun odasında kalan diğer çocukların da gizli gizli ağladığı ifade edilir. Bu duygusal hikâyeyi okuyunca bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.

 Benzer bir durumu Georgi Gospodinov “Bahçıvan ve ölüm” kitabında da ele almaktadır. Anladığım kadarıyla çocukların duaları hep aynı.  Babalar dağdı çünkü. Annelerin ve babaların yokluğuyla oluşan boşluk asla dolmuyormuş. Rabbim ahirete irtihal edenlere rahmet eylesin. Eğer yaşıyorlarsa onlara hayırlı, bereketli ve afiyetle geçen bir ömür versin. Allah onları başımızdan eksik etmesin.

 

0 OKUNMA
PAYLAŞ

YAZARIN ARŞİVİ (98 YAZI)

Yorum Yaz

İlk yorumu siz yapın