VİCDANIN KIYISINDA YİTİK BİR AĞIT
Belki hakkım değil bunları yazmak. Ancak içimden taşan, yüreğimin ovalarına, bozkırlarına sığmayıp coşkun çağlayanlar gibi bendini dinlemeyen yılkı atları gibiyim.
Bir gayem var yaşama dair.
İnandığım değerler uğruna ömrümü adak olarak orta yere koyduğum.
Romantik, duygusal ve bir o kadar klas bir adak.
Her şey eskiyor ama.
Eskiyor derken; değersizleşiyor değer verdiklerin.
Değersizleşip bir kenara itiliveriyor kıymeti olan her ne varsa.
Sadece ben ve keyfim kalıyoruz baş başa.
Benden geriye kalan ancak keyfimin kahyası oluyor sonra.
Terk etmiş oluyorum tüm mevzileri.
İdeallerimi, dönüştürmek istediklerimi, organizasyon ve hareket kabiliyetimi konforlu evlerimizin ipek halılarının altında hece hece eziyorum.
İşim, vereceğim zekat, sadaka ve infakın fiyakalı bir dayanağı oldu artık. Hiç değişmedi çocukluğumdan beridir çünkü şu yanılgı; “paran varsa daha değerlisin, Söz söylemeye herkesten çok hakkın var”
Uzaktan skor yorumculuğunu çok sevdim peşi sıra.
Hiç bir aksiyonun içinde yokumdur, ancak sonuçlar hakkında muhakkak bir eksikliği görmüşümdür ve hakikati konuşuyor olmanın (!) yadsınamaz ferahlığı içinde sözler dudaklarımın arasından bir mavzerin namlusundan çıkar gibi hararetli ve acımasızca hedefine saplanmak üzere fırlamaktadır.
Kendi zaaflarımı sümen altına sokuşturmuş ve tezgahın üzerine yatırdığım İsmail’in adanmışlığı üzerinden pirim kotarma niyetimi saklamaya azmetmişken, dudak uçlarımın kararsızlığı ve gözlerimin niyetimi saklamaması sonrasında ortaya çıkan yüz ifadem arsızlığımı ele veriyor, istemesemde.
Ha unutmadan söylemeliyim. Küsüp gitmelerim var birde.
Hiç üzerime alınmıyorum bunu.
Çocuk muyum ki ben?
Hem çocuk olsam unuturum hemen, en saf halimle geri dönerim muhatabımın yanına.
Oysa ben büyüdüm.
Kimseye belli etmeden, ortamı terketmeden, varla yok arasında.
Sorulduğunda, neden yoksun diye, “buradayım ya, neden görmüyorsun” ve bir de neden buradasın diye sorulduğunda “artık burada değilim” demek için. İyi tercih değil mi?
Kurtuluveriyor insan tüm kaygılardan. Zaman benden yanadır nihayetinde. Unumu elemiş eleğimi kış bahçeli evimin duvarına asmışımdır nede olsa. Elini tutup yürümeyi öğretecek çocukların gençlerin varlığı çokta ilgilendirmiyor artık beni. Hem ben anası babası mıyım ki! Birde tonla burs veriyorum zaten. Bunu ikide bir söylediğim için utanıyorum (!)
Vay be, şiir tadında olmuş, çok iyi yazmışsın ağabey. Kendine haksızlık etmişsin. Onca adanmışlıkla geçirdiğin yıllar, darbeler, zemheri soğuklar, darboğazlar. Bunlar seni ömrün boyunca besler oysa. Toplamışsın zaten yükünü. Neredeyse azığın tam ve eksiksiz.
Ah ben var ya ben. Maslahatı menfaate devşiren, kibri süsleyip bezeyip alımlı bir mahcubiyet ile pazarlayan, nihilist zihnimi özgüven olarak sunan yalnız ben. Hased ve inatla insanların önüne bariyer olan ben. Yazıklar olsun.
Ya Rabb hidayetini, hikmetini bu zavallıdan esirgeme.
Vesselam
Erdal ERGENÇ
13 Şevval,1447


